|
30
MUHARREM 1428 M. ZAHİD KOTKU (Rh.A.)
YÂD GÜNÜ PROGRAMLARININ SES DOSYALARI |
|
Gönüller sultanı, büyük âlim ve
mutasavvıf Mehmed Zahid Kotku Hocaefendi, doğumlarının hicri 113.
yıldönümünde 30 Muharrem 1428 Pazar günü yâd edilidi.
M. Zahid Kotku Hocaefendi, AKRA FM’de 18 farklı programdan oluşan
özel yayın akışıyla, Süleymaniye Camii haziresindeki kabirleri
başında ve İskenderpaşa Camii’nde ise hatimlerle ve dualarla anıldı.
20. yüzyılın
önemli mürşidi kâmillerinden Mehmed Zahid Kotku Hocaefendi,
1 Temmuz 1897 Perşembe günü doğdu. Bu tarihin Hicri Takvime
göre karşılığı 30 Muharrem 1315’tir. Hicri 1428 yılında
olmamız dolayısıyla bu yıl, M. Zahid Kotku Hocaefendi’nin
doğumlarının 113. yılıdır. Anma programı, hicri 30 Muharrem 1428,
miladi 18 Şubat 2007 Pazar günü gerçekleştirildi.
Bu yılki yâd günü kapsamında ilk program,
ikindi namazını
müteakip M.
Zahid Kotku Hocaefendi’nin Süleymaniye Camii haziresindeki kabirleri
başında gerçekleştirildi.
Akşam namazını müteakip ise İskenderpaşa Camii’nde çeşitli
konuşmalar yapıldıktan sonra Türkiye ve dünyanın birçok ülkesinde
okunan hatimlerin duası Yahya Alkın tarafından yapıldı.
|
 |
• Ummandan İnciler, Yâd Günü
Özel
Celalli hutbeleriyle tanınan Kotku Hocaefendi’nin 1979 yılındaki
bir Cuma hutbesi... |
 |
•
Hadisler Deryası, Yâd Günü Özel Sohbeti
Merhum Prof.
Dr. M. Es’ad Coşan Hocaefendi’nin, 13.11.1993 tarihinde İskenderpaşa
Camii’nde yaptıkları “Mehmed Zahid Kotku Hocaefendi ve Tasavvuf” konulu
sohbeti... |
 |
• M. Es’ad Coşan Hocaefendi’nin
dilinden M. Zahid Kotku Hocaefendi
Merhum Es’ad Coşan Hocaefendi’nin, 13 Kasım anma programlarında
veya sair zamanlarda M. Zahid Kotku Hocaefendi’yi anlattığı
sohbetlerinden ve konferanslarından 10’ar dakikalık bölümler derlenerek
hazırlanan bir program. |
 |
• Yâd Günü Özel Sohbeti
Merhum Prof.
Dr. M. Es’ad Coşan Hocaefendi’nin, 13.11.1992 tarihinde Süleymaniye
Camii’nde gerçekleştirilen Mehmed Zahid Kotku Hocaefendi’ye Anma
Programında yaptıkları konuşma... |
 |
• HATİM DUASI
İskenderpaşa Camii’nde yâd günü akşamı, Türkiye ve dünya
genelinde okunan hatimlerin ve tesbihatın kabulü için yapılan hatim
duası... |
 |
 |
•
MZK
Yâd Günü Özel Program - 1
Programda, M. Zahid Kotku Hocaefendi’nin “İslam Dinin Temel
Değerlerinin Anlaşılması, Yaşanması ve Yaygınlaştırılması”, “İç Huzurun
Sağlanması” ve “Çocuk Eğitimine Verilmesi Gereken Önem” gibi konularda
görüş ve tavsiyeleri yer almaktadır. Hazırlayan ve sunan Serpil Özcan. |
 |
 |
• MZK Yâd Günü Özel Program - 2
Programda, M.
Zahid Kotku Hocaefendi’nin “Erdemli Sosyal Yaşantı Kuralları”,
“Toplumsal Ayrışmaların Önlenmesi” ile “Avrupa Birliği ve Batı Kültürü”
hakkındaki görüş ve tavsiyeleri yer almaktadır. Seslendiren Yunus Asım
Aksoy. |
 |
 |
• MZK Yâd Günü Özel Program - 3
Programda,
Mehmed Zahid Kotku Hocaefendi’yi anma programlarında Yusuf Ziya Binatlı,
Ali Ulvi Kurucu, Raif Cilasun, Selçuk Eraydın, Akif İnan, Yusuf Türel ve
Yaşar Tunagür gibi Hakk’ın rahmetine kavuşan önemli şahsiyetlerin
konuşmaları yer alıyor. |
 |
 |
•
Mehmed Zahid Kotku Hocaefendi’nin İlme Bakışı
Programda; önce “takva sahibi âlimlerin önemi” konusunda bilgi
verilip, ardından, M. Zahid Kotku Hocaefendi’nin gerek sohbetlerinde,
gerekse eserlerinde “tavsiye ettiği” kitaplara ve müelliflerine dair
bilgiler sunuluyor. Programda Kotku Hocaefendi’nin ses kayıtları da yer
alıyor. |
 |
 |
•
Mehmed Zahid Kotku Hocaefendi ve Kur’anî Hayat Tarzı
M. Zahid Kotku Hocaefendi’nin “Kur’an-ı Kerim’in anlamının
anlaşılarak hayat tarzı haline getirilmesi” konusundaki tavsiyeleri
dinleyenlere aktarılıyor. Programda, Kotku Hocaefendi’nin ses kayıtları
da yer alıyor. Seslendiren Erol Eren. |
 |
 |
• Altın Silsile, Yâd Günü
Özel
Peygamber Efendimiz (SAS)’den, mana ışığını Altın Silsileyle
çağlar boyu taşıyan önderlerin hayatlarından ve bıraktıkları izlerden
kısa bilgilerin yer aldığı belgesel tadında bir program... |
 |
 |
• Gerçek Sağduyu Sahipleri
İdeal bir insanda bulunması gereken vasıflar özetlenerek
anlatılıyor. |
 |
 |
• Yolumuzu Aydınlatanlar M. Zahid
Kotku Hocaefendi Özel
Peygamber Efendimiz (SAS)’den günümüze ulaşan Altın Silsilenin
39. halkası olan Mehmed Zahid Kotku Hocaefendi’nin hayatının anlatıldığı
bir belgesel... |
 |
 |
|
•
M. Zahid Kotku Hocaefendi Belgeseli |
 |
 |
• AKRADAŞIM, MZK Yâd Günü Özel
Çocukların dilinden M. Zahid Kotku Hocaefendi’nin şemailinin,
ahlakının ve tavsiyelerinin anlatıldığı programda duygu dolu şiirlere ve
dualara da yer veriliyor. |
 |
 |
• Tarihten İzler, Yâd Günü Özel
www.iskenderpasa.com sitesinde
yer alan Mehmed Zahid Kotku Hocaefendi’nin hayatının anlatıldığı bölüm
dinleyenlere aktarılıyor. |
 |
 |
• Zirve 10, MZK Yâd Günü Özel
Tasavvuf Musikisi’nden tevhid ve ilahi aşka dair güzel örneklere
yer verildi. |
 |
 |

Mehmed
Zahid KOTKU (Rh.A)

Merhum Prof. Dr. Mahmud Es'ad Coşan
Hocaefendi'nin
www.iskenderpasa.com
sitesinde yer alan ve gönüller sultanı Mehmed Zahid Kotku (Rh.A.)
Hocaefendi'yi anlattığı yazısı...
Rahmetullàhi Aleyh'in adı Mehmed Zâhid, soyadı Kotku idi.
Kendisinin naklettiğine göre babası ona: "Oğlum Mehemmed!" diye
hitap edermiş.
Soyadının "mütevâzi" mânâsına geldiği nüfus cüzdanının başına not
edilmiş idi.
Tevellüdü 1315 hicrî kamerî (rûmî 1313, milâdî 1897) yılında Bursa
şehrinde, kale içinde Türkmenzâde Çıkmazı'ndaki baba evinde vâki
olmuştur.
Ailesi
Baba ve annesi Kafkasya'dan 1297'de göç eden
müslümanlardandır. Dedeleri Kafkasya'da Şirvan'a bağlı eski bir
hanlık merkezi olan Nuha'dandır ki burası dağ eteğinde, ipekçilikle
meşhur, ahalisi müslüman, hâlen Azerî Türkçesi konuşulan bir yerdir.
Babası İbrahim Efendi Bursa'ya 16 yaşlarında iken gelmiş, Hamza Bey
Medresesi'nde tahsil görmüş, muhtelif yerlerde imamlık yapmış,
Hazret-i Peygamber SAS sülâlesinden bir Seyyid'dir. 1929'larda 76
yaşlarında iken Bursa ovasındaki İzvat Köyü'nde vefat etmiş ve oraya
defnolunmuş, ehl-i tarîk bir kimsedir.
Annesi Sabîre Hanım, Mehmed Zâhid Efendi 3 yaşlarında iken vefat
etmiş, Pınarbaşı Kabristanı'na gömülmüştür.
Bu anne ve babadan doğma ağabeyi Ahmed Şâkir (1308 - 1335) subaylık
yapmış, Kudüs'te Çanakkale'de bulunmuş, siperlerde hastalanmış ve 28
yaşlarında iken vefat edip Söğütlüçeşme'ye defn olunmuştur. Aynı
anneden bir küçük kardeşi daha olmuşsa da çok yaşamamış birkaç aylık
iken vefat etmiştir.
Babasının ikinci evliliği yine Dağıstan muhacirlerinden, Fatma
Hanım'la olmuştur. Ondan doğma üç kız kardeş halen hayattadırlar.
[1981] Bunlardan Pakize Hanım'ın efendisi de, Bursa Ulu Cami
imamlarından ve İsmail Hakkı Tekkesi şeyhlerinden merhum Ahmet
Efendi (K.S)'dir.
Tahsili, Askerliği
Mehmed Zâhid Efendi (Rh.A) ilk mektebi Oruç Bey İbtidâîsi'nde okudu,
Maksem'deki idâdîye devam etti. Sonra Bursa Sanat Mektebi'ne girdi.
Bu esnada Birinci Cihan Harbi dolayısıyla 18 yaşlarında askere celb
olundu. 14 Nisan 1332'de asker oldu, senelerce askerlik yaptı, çok
tehlikeli günler geçirdi, hastalıklar atlattı. Ordunun Suriye'den
çekilmesinden sonra, binbir güçlükle İstanbul'a döndü.
10 Temmuz 1335'de Cuma gününden itibaren de 25 K. 30 şubede yazıcı
olarak vazifeye devam etti. Kendi hatıra defteri kayıtlarından 1338
Martlarında henüz bu vazifede olduğu görülüyor.
İstanbul'da bulunduğu esnada çeşitli dini toplantılara, derslere,
camilerdeki vaazlara devam etti. Bilhassa Seydişehirli Abdullah
Feyzi Efendi'yi çok sevdiği anlaşılıyor. Bu arada 16 Temmuz 1336
Cuma günü namazı Ayasofya Camii'nde edadan sonra Vilayet önünde
bulunan Fatma Sultan Camii yanındaki Gümüşhâneli Tekkesi'ne giderek
Şeyh Ömer Ziyâeddin Efendi'ye intisâb eyledi. Günden güne ahvâlini
terakki ettirdi.
Bu zât-ı şerifin, 18 Kasım 1337 Cuma günü vefatından sonra
postnişin-i irşâd olan Tekirdağlı Mustafa Feyzi Efendi'nin yanında
tahsil-i kemâlâta devam etmiş, müteaddit defalar halvete girmiş, 27
yaşlarında hilâfetnâmeyi aldıktan sonra ondan Râmuzü'l-Ehadis, Hizb-i
A'zam ve Delâilü'l-hayrât icâzetnâmelerini de almış, Bayezit, Fatih
ve Ayasofya Camii ve medreselerinde derslere devam etmiş, bu esnada
hafızlığını da tamamlamıştır. Bu aralarda hocasının işareti üzere
muhtelif kasaba ve köylerde dini hizmet ifâ etmiştir.
Tekkelerin kapatılmasından sonra Bursa'ya dönmüş, evlenmiş, 1929'da
vefat eden babası yerine Bursa ovasındaki İzvat Köyü'nde 15-16 sene
kadar imamlık ettikten sonra Üftade Cami-i Şerifi'nin
imam-hatipliğine tayin edilerek şehirde hisar içindeki baba evine
yerleşti. Burada 1945-46'dan 1952'ye kadar hizmet eyledi.
1952 Aralığında Gümüşhaneli Dergâhı postnişini ve eski tekke
arkadaşı Kazanlı Abdülaziz Bekkine'nin vefatı üzerine, İstanbul'a
nakl olarak Fatih'te bulvara nazır Ümmügülsüm Mescidi'nde vazife
gördü.
01.10.1958 tarihinde Fatih İskenderpaşa Camii Şerifi'ne nakloldu ve
vefatına kadar bu vazifede kaldı.
Vefatı
Mehmed Zâhid Efendi (Rh.A), ömrünün son yıllarında rahatsız
idi; ayakta gezmesine rağmen; şiddetli ağrılarından muzdaribdi. 1979
yazında uzun zaman kalmak üzere gittiği Hicaz'dan, ağır hasta olarak
1980 Şubat'ında dönmek zorunda kalmıştı. 7 Mart 1980'de ameliyata
girdi ve midesinin üçte ikisi alındı.
Ameliyattan sonra tedricen düzeldi, hatta 1980 Ramazanı'nda hiç
aksatmadan oruç tuttu. Hatimle teravih kıldı, vaaz etti, yazın
Balıkesir Ilıca'ya, Çanakkale Ayvacık sahiline ağrıyan ayakları için
götürüldü, hac mevsimi gelince de Hicaz'a gitti. Fakat ameliyata
sebep olan rahatsızlığı nüks etmiş ve ağrılar tekrar başlamıştı.
Haccı güçlükle ifadan sonra, 6 Kasım 1980'de çok ağır hasta olarak
İstanbul'a döndü. Tam bir hafta sonra 13 Kasım 1980'de (5 Muharrem
1401), Perşembe günü öğleye yakın, dualar, Yâsin'ler, tesbih ve
gözyaşları ile uyur gibi bir halde iken ahirete irtihal eyledi.
Cenaze namazı 14 Kasım 1980 Cuma günü İstanbul Süleymaniye Camii'nde
muhteşem, mahzun, vakur ve edepli bir cemm-i gafir tarafından
kılınarak, mübarek vücudu, Kanûnî Süleyman Türbesi arkasında,
kendisinden feyz aldığı hocaları ve üstadlarının yanındaki
istirahatgâhına defnolundu.
Bu esnada Süleymaniye, Şehzadebaşı, Fatih ve çevrelerinde trafik
durmuş, Süleymaniye'nin içi ve avlusu kâmilen dolduğu gibi, cemaat
sokaklara taşarak Esnaf Hastahanesi'nin yanına kadar uzanmıştı.
Vefatını duyanlar içinde Anadolu'nun en uzak şehirlerinden olduğu
kadar Avrupa'dan gelenler de vardı. Uzakta bulunan muhiblerinden
çoğu da vaktinde haber alamama yüzünden cenazesine yetişememişlerdi.
Vefatı İslâm Alemi'nde de büyük üzüntüye yol açmış, Suudi
Arabistan'da, Kâbe'de, Kuveyt'te ve daha başka şehirlerde gıyabında
cenaze namazı kılınıp, dualar edilmiş, ajanslar bu elim vefat
haberini yayınlamışlardı.
Vefat tarihi olan 13 Kasım 1980 tarihli takvim yapraklarında
tevâfukan çok mânidar ibareler yer alıyordu. Meselâ bunların
birindeki şu parça ne kadar şâyân-ı taaccübdür:
Arkamdan Ağlama
Öldüğüm gün tabutum yürüyünce
Bende bu dünya derdi var sanma!
Bana ağlama,
"Yazık, yazık!" "Vah, vah!" deme!
Şeytanın tuzağına düşersen vah vahın sırası o zamandır.
Yazık yazık asıl o zaman denir.
Cenâzemi gördüğün zaman "Elfirak, elfirak!" deme!
Benim buluşmam asıl o zamandır.
Beni mezara koyunca elvedâ demeğe kalkışma!
Mezar cennet topluluğunun perdesidir.
Mezar hapis görünür amma,
Aslında canın hapisten kurtuluşudur.
Batmayı gördün ya, doğmayı da seyret!
Güneşle aya batmadan ne ziyan gelir ki?
Sana batma görünür amma
Aslında o doğmadır, parlamadır.
Yere hangi tohum ekildi de yetişmedi?
Neden insan tohumu için
Bitmeyecek, yetişmeyecek zannına düşüyorsun?
Hangi kova suya salında da dolu olarak çekilmedi?
Can Yusuf'un kuyuya düşünce niye ağlarsın?
Bu tarafta ağzını yumdun mu, o tarafta aç!
Çünkü artık hay-huy'un, Mekânsızlık aleminin boşluğundadır.
Ahlâk ve Şemâili
Merhum uzunca boylu, şişmanca, heybetli, beyaz tenli,
dolgun pembe yanaklı, uzunca ak sakallı, geniş alınlı, aralıklı
kaşlı, irice başlı, gül yüzlü, sevimli, alımlı bir kimse idi.
Gençken zayıf olduğunu, öksüzlükte yemek yerine yumurta içivererek
böyle iri vücutlu olduğunu gülerek anlatırdı. İlk görüşte insanda
sevgi ve saygı uyandıran bir hali vardı. Tanıdığına tanımadığına
selâm verir, güleryüz gösterir, gönül alırdı. İlk nazarda koyu
kestane renkli görünen, fakat dikkatle bakılması imkânsız, esrarlı
ve derin mânâlı gözleri vardı. Gözü içinde kırmızılık, sırtında ve
karnında ise avuç içi kadar iri bir ben mevcuttu.
Hafızası çok kuvvetli idi, konuşması tatlı ve safiyâne idi. Çok kere
halk telâffuzu kullanır, karşısındakine söz fırsatı tanır;
kesinlikle bildiği bir şeyi bile sanki ilk duyuyormuş gibi yumuşak
bir tavırla dinler, mânâlı ve nükteli cevap verirdi. Sohbetleri hoş,
hutbeleri fevkalâde celâlli olurdu. Hutbe esnasında sesini
yükseltir, ordu önündeki bir komutan gibi celâdetle ve irticâlen
konuşurdu.
Özel hayatında ev halkına karşı müşfik ve latîfeci davranır, kimseye
doğrudan doğruya birşey emretmez, telmih ve remiz ile söyler,
anlaşılmazsa sabrederdi.
Fevkalâde mütevâzi idi. Kerametleri zâhir ve şöhreti àlemgir olduğu
halde, talebelerine bile tepeden bakmaz, şeyhlik tavrı takınmaz,
kendisini ihvânı arasında lâlettayin bir fert gibi görür, makamını
ve kemâlini büyük bir maharetle gizlerdi.
Kendi üstadlarına fevkalâde saygılı ve bağlı idi. Tekke arkadaşları
olan yaşlılar, üstadının meclisine gittiğinde diz üstü oturup, baş
eğip hiç ayak değiştirmeden edeple oturduğunu anlatırlar.
Çok uzun ve derin düşünürdü, sohbetlerindeki buluşlara, teşbihlere
hayran kalmamak mümkün olmazdı. Bir ayetin, bir hadisin üzerinde
haftalarca, aylarca durup konuştuğu olurdu.
Ele aldığı bir kimseyi terbiye edip yola getirinceye kadar büyük bir
sabırla çalışırdı. İlk zamanlarda kusurlarına müsamaha ederdi.
Yıllarca çalışır, yarı yolda bıkıp bırakmazdı.
Dostlarına vefâsı emsalsiz idi; onları ziyaret eder, arar sorardı.
Akrabalarına karşı vazifelerinde kusur etmez ve onlara her türlü
yardımı esirgemezdi.
Çok açık eli idi, verdiği zaman şaşılacak miktarda verir, geriye
kalmamasından korkmaz, verdiğini doyururdu. Sofrasında ekseriya
misafir bulunurdu. Hizmet edenleri bir vesile ile memnun eder,
ziyaretçilere güleryüz gösterir, kapısını her zaman açık tutmağa
çalışırdı.
Gece ve sabah ibadetlerine çok riayet eder, talebelerini de bunlara
teşvik eylerdi. İnsanın kalbinden geçirdiğini bilir, gelenin
sormadan cevabını verir, istemeden ihtiyaç sahibinin muhtaç olduğu
şeyi bağışlardı. Gönüllere ve rüyalara tasarrufu vardı. Bereket
gittiği yere yağar; bolluk onunla beraber gezer, en hücrâ, en kıtlık
yerde o gelince nimet dolardı. Beraberinde seyahat edenler,
tevafuklara, tecellilere, maddî ve mânevî hallere ve ikramlara
şaşar, hayretlere düşerler, parmaklarını ısırırlardı.
Allah-u Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri derecâtını ulyâ eyleyip, biz
âciz ü nâcizleri de füyûzat ve şefaatından feyzyab u nasibdâr
buyursun...
Âmîn, bihürmeti seyyidil-mürselîn SAS ve âlihî ve sahbihî ve men
tebiahüm biihsânin ilâ yevmid-dîn, vel-hamdü lillâhi rabbil-àlemîn.
 |
|
|