MUHYİDDİN-İ ARABİ HZ.’LERİ ÖZEL PROGRAMLARI SES DOSYALARI


 

İslam âleminin Şeyh-i Ekber, Sultân’ül Ârifîn, Kutb-u Zaman gibi birçok manevi vasıflarla övdüğü Muhyiddin-i Arabi Hazretleri’ni doğumlarının 841. yılında AKRA FM’de özel yayın akışıyla anıldı.

O şöyle der
: "Aşkımı bildiler lâkin, aşkımın kime ait olduğunu bilemediler."
Hâl, makam ve ilim bakımından yüksek mertebelere eren Muhyiddin-i Arabi Hazretleri, 12-13 yy’da  yaşamış büyük velîlerden biridir. İsmi, Ebû Bekir Muhammed bin Ali olup, künyesi Ebû Abdullah'tır. İbn-i Arabî ve Şeyh-i Ekber diye meşhûr olmuştur. Âilesi meşhûr Tayy kabîlesine mensuptur. Cömertliğiyle meşhûr Adiy bin Hâtem'in kardeşi Abdullah bin Hâtem'in neslindendir. 7 Ağustos 1165 senesinde Endülüs'teki Mürsiyye kasabasında doğdu. 1240 senesinde Şam'da vefât etti. Kabri Şam'da olup sevenleri tarafından ziyâret edilmektedir.
Muhyiddîn-i Arabî hazretleri kendinden nasîhat isteyen bir kimseye şöyle dedi:
“İlk yapacağın şey; tövbe etmek, üzdüğün kimseleri râzı etmek, üzerinde hakkı bulunanlara haklarını geri vermek, günah ve isyân içerisinde geçen ömrün için ağlamak, ilim ile meşgûl olmaktır. Abdestsiz olma. Abdestini şartlarına uygun al. Abdestin bozulunca, hemen abdest al. Abdest aldığın zaman iki rekat namaz kıl. Cemâatle beş vakit namaza ve evinde nâfile namaza devâm et.
Abdesti en güzel ve şartlarına uygun olarak al. Her hareket ve işine Besmele ile başladığın gibi, abdest almaya da Besmele ile başla. Ellerini, dünyâyı terk etme niyeti ile yıka. Ağzına gelince, ağzı yıkarken okunan duâları oku. Tevâzu ve huşû içerisinde, kibir hâlinden sıyrılmış bir vaziyette burnuna su al. Yüzünü hayâ ederek yıka. Ellerini, dirseklere kadar tevekkül hâli üzere yıka. Başını, kendini alçaltarak, muhtaç kabûl eden kimsenin tavrı ile mesh et. Kulaklarını, en güzel ve doğru sözleri dinlemek için mesh et. Ayağını da Rabbinin nîmetlerini müşâhede etmek için yıka. Sonra Allahü teâlâya hamd ü senâda bulun. Resûlullah'a salâtü selâm oku. Sonra, namaz kılarken, Allahü teâlânın huzûrunda durur gibi dur. Yüzün ile Kâbe-i muazzamaya döndüğün gibi, kalbin ile de Allahü teâlâya dön. Kul olduğunu, Rabbine ibâdet ettiğini düşünerek, hürmetle tekbîr al. Rükû'dan kalkınca, secdede ve diğer bütün hareketlerinde, Allahü teâlânın kudreti ile yaşadığını düşün. Selâm verinceye kadar ve selâm verdikten sonra bu düşünce üzere kal. Evine girdiğin zaman da iki rekat namaz kıl.
Acıkmadıkça yeme. Yemeği doymadan bırak. Fazla su içme. Yemeği ihtiyâcın kadar ye. Yemek yerken, lokmayı ne büyük ne de küçük al. Orta derecede al. Lokmayı ağzına koymadan önce Besmele-i şerîfeyi oku. Lokmayı iyice çiğne, sonra yut. Yemekten sonra Allahü teâlâya hamd ü senâda bulun."
Eserlerinden bâzıları şunlardır: Fütûhât-ı Mekkiyye, Et-Tedbîrât-ül-İlâhiyye, Et-Tenezzülât-ül-Mevsûliyye. El-Ecvibet-ül-Müsekkite an Süâlât-il-Hakîm Tirmizî, Füsûs-ül-Hikem...


MUHYİDDİN-İ ARABİ HZ.’LERİ ÖZEL PROGRAMLARI SES DOSYALARI
Hadisler Deryası Özel
Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan (Rh.A.) Hocaefendi
’nin 15 Mayıs 1983 tarihinde yaptıkları “Allah (cc) Katında Alimlerin Önemi” sohbeti...
• Hadisler Deryası Özel
Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan (Rh.A.) Hocaefendi
’nin 15 Mayıs 1983 tarihinde yaptıkları “Allah (cc) Katında Alimlerin Önemi” sohbeti...
• Konferanslar Özel
Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan (Rh.A.) Hocaefendi’nin 18 Aralık 1994 tarihinde Almanya’da verdikleri “Tasavvufun Gerekliliği” konulu konferansı...
• Muhyiddin-i Arabî Hazretleri Özel Söyleşisi
Ömer Faruk Tuna’nın ev sahipliğindeki programda araştırmacı-yazar Dr. Ekrem Demirli ile Muhyiddin-i Arabi Hazretleri üzerine yapılan söyleşi...
• İbn-i Arabî Hazretleri Belgeseli
Hasip Sönmez’in hazırlayıp Erol Eren’in seslendirdiği belgeselde, İbn-i Arabi Hazretleri’nin Endülüs’te başlayıp, Kuzey Afrika’dan kutsal topraklara uzanan, ardından Anadolu topraklarında devam edip Şam’da sona eren serüveni dinleyenlere aktarıldı.
• İrfan Saati Muhyiddin-i Arabî Hazretleri Özel
Ayşe ve Esra Engin’in hazırlayıp Büşra Ünsal’ın sunduğu programda, Muhyiddin-i Arabi Hazretleri’nin hayatı, fikirleri, ilmi sahadaki çalışmaları, sufiliği ve tasavvuf üzerine yazdığı eserleri detaylı şekilde anlatıldı.
• Tarihten İzler İbn-i Arabi Özel
Hakan Bacaksız’ın sunduğu programda İbn-i Arabi Hazretlerinin ilmi çalışmaları ve eserleri yer aldı.

 

v v v

Muhyiddin-i Arabî Hazretleri (K.S.)
Derleyen: Hasip Sönmez

İslam aleminin Şeyh-i Ekber, Sultân’ül Ârifîn, Hâtem’ül-Evliya, Kutb-u Zaman gibi bir çok manevi vasıflarla övdüğü Ebu Bekir Muhyi'ddin Muhammed b. Ali, 17 Ramazan 560 (Miladi 1165) tarihinde İspanya’da Endülüs Muvahhidîn devleti çağlarında Mürsiye şehrinde doğdu. Ecdadı, hicretin 92 nci yılında (711) İspanya’nın fethinden sonra Hicaz’dan oraya göçmüş ve yerleşmiş olan Arap mücahitlerinden  ve Arap kabileleri arasında cömertliği ile meşhur Hâtem-i Tâi’nin mensup olduğu Tay kabilesindendir. Künyesi Ebu Abdullah’tır. 1240 (h.638) yılında Şam’da vefat etti. Kabri Şam’da olup, sevenleri tarafından ziyaret edilmektedir. İbn Arabî diye de anılmaktadır. Babasının künyesi Ali b. Muhammed b. Ahmet b. Abdullah’ül-Hatemiyyü’t-Tai’dir.

Muhyiddin İbn Arabî, sekiz yaşına kadar babasının terbiyesi altında kalır. İlk tahsilini doğduğu yer olan Mürsiye’de yapar. 8 yaşında babasıyla beraber İşbiliyye (bugünkü Sevilla)- kasabasına gelir. Orada, henüz çocuk denecek yaşta zamanın büyük fıkıh ve ilahiyat alimi ve Endülüs tarihçilerinden İbn Beşküval, hadis alimi Ebu Muhammed gibi büyük üstatların derslerine devam eder. Birçok şeyhden istifade eden İbnu’l-Arabi’nin ilk şeyhi, okuması yazması olmayan fakat maneviyatta çok ileri mertebelere yükselmiş olan Ebu Ca’fer al-‘Uryani’ dir. Bundan başka 55 şeyhten feyiz almıştır.

Muhyiddin-i Arabî, Endülüs’te çağının en geniş kültürünü elde eder. Maddi manevi sahada zengin bir irfan mertebesine ulaşır. Bu arada Kurtuba’da kadı olan İbn Rüşd ile de görüşmüş, onun ölümünde cenaze merasiminde hazır bulunmuştur. Önce felsefeye merak sardı ise de, gördüğü bir rüya ile feylesoflarla arasına perde çekildiğini anlamıştır.

Hicri 590 (1194) yılında Endülüs’ten ayrılarak Tunus’a, bir yıl sonra da Fas’a geçer. Karşılaştığı pek çok alimle sohbet eder; onların ilim meclislerinde bulunur. 595 (1199) te tekrar Kurtuba’ya dönen İbn Arabi, 598 (1202) de hac gayesiyle buradan ayrılır ve Mısır’a gelir. Mısır’dan Kudüs’e geçmiş buradan da yaya olarak Mekke’ye varmıştır. İki yıl Mekke’de kalan İbn Arabi Rasulullah’ın (sav) kabrini ziyaret için Medine-i Münevvere’ye gider. Daha sonra Bağdat’a, oradan da Musul’a geçer.

Büyük İslam alimi Muhyiddîn-i Arabî hazretleri Fütuhat-ı Mekkiye adlı muazzam eserini Mekke’de, Tenezzülat-ı Mevsiliyye’yi de Musul’da yazar.  Yazdığı yüksek düzeyli 500 e varan eserinden 300 e yakını halen mevcut ve Mekke kütüphanelerinde olduğu söylenmektedir. Bunlardan bir kısmı Mısır’da basılmış ve İslam dünyasının her tarafına dağılmıştır. Eserlerinden bir kısmı Türkçeye de  çevrilmiştir. Eserlerinin bir çoğu tasavvufa dairdir. Eserlerinde bahsettiği, İslam'da gaye olarak bilinen "TEK"lik konusuna Vahdet-i Vücut teorisi ile çığır açmıştır. İbn Arabî, hudutsuz irfanına ve yüce mazhariyetlerine rağmen daima dünya sevgisinden, maddi gösterişten uzak, dervişane bir hayat yaşamış, düşünce yapısını Kuran'ın özü mahiyetindeki bilgiler üzerinde yoğunlaştırarak Vahdet-i Vücut kuramının temel taşlarından biri olmuştur. 560 bölümden oluşan Fütuhat-ı Mekkiye isimli eserinin yanında Hz.Adem ile Hz.Muhammed arasındaki Nebilerin temsil ettikleri görüşlerin anlatıldığı Fususu'l Hikem isimli eseri en belirginleridir. Fususu’l-Hikem’de 27 peygamberden her birine bir fasıl ayırmıştır. Başka ilimler hakkında olanlar eserleri de vardır.

Muhyiddin-i Arabi hazretleri, zamanında, ilminden ve feyzinden istifade etmek için kendisine müracaat edilen belli başlı büyük alimlerden olur. 601 yılı hac mevsimi sonunda Anadolu hacılarının daveti üzerine onlarla birlikte Bağdat, Şam, Irak, Cezire üzerinden önce Malatya’ya gelir.  Malatya’da, hacda iken tanıştığı ve Anadolu’ya beraber geldiği Mecdu’d-din İshak’ın evinde kalan İbnu’l-Arabi, oradan da Konya’ya geçer. Konya’da Selçuklu sultanları tarafından çok izzet ve ikram görür. Konya’da hicri 615 veya 616 yılına kadar kaldığı ve Risaletu’l-Envar isimli eserini burada yazdığı anlaşılan İbn Arabi Şam’a giderken Sivas’a, oradan da Malatya’ya gider ve burada merhum Şeyh Mecdüddin İshak’ın, 8 yaşında bir yetimi ile dul kalmış olan eşi ile evlenir Bu evlenme, daha sonra sofiyyenin ve kelam alimlerinin büyüklerinden olacak Sadreddin-i Konevi’nin manevi terbiyesi üzerinde büyük bir etkisi olmuştur. Yani İbn Arabi, Sadreddin-i Konevi’nin hem hocası, hem de üvey babası idi. Sadreddin-i Konevi aynı zamanda, hakkında 35 Arapça, 4 Farsça, 4 Türkçe(Osmanlıca) olmak üzere toplam 43 adet şerh yazılan Fusûsu’l-Hikem adlı İbn Arabi’nin meşhur eserine ilk Arapça şerhi yazan alimdir.

Bu evliliğinden 618 yılında Muhammed Sadedin adında bir oğlu oluyor. Daha sonra Eyyûbiler devrinde şarkın en büyük ilim merkezi olan Şam’a göçmüş ve nihayet 627 yılında buraya yerleşmiştir. Şam’da ilim ve hakikat aşığı binlerce insan İbn Arabi hazretlerinin etrafını çevreler.  Bu arada zahir alimlerinin havsalasına bir türlü sığmayan, nükteli bir ifade ile ortaya atılan müteal hikmet ve hakikat bahisleri bu zümreyi kuşkulandırmaya başlar. Şam ulemasının bir kısmı  İbn Arabi’nin hal, makam ve ilim bakımından pek yüksek olduğunu kabul ettiler. Safiyyüddin b. Ebi Mansur onun hakkında: “O şeyhdir, imamdır. Hem de tam kamil ve hakikati bulanlardandır. Onu üstün irfan sahiplerinin başında saymak lazımdır. Öyle açık gönül alemi vardır ki, özüne erip bulduğu her şeyi oradan geçirir ve bulurdu. Keşf alemi açık ve aydınlıktı. Kavuştuğu hallere gelince ancak “harika” diye vasıflandırılabilir. En tatlı feyizler onun gönlüne akardı. Hak alemine yaklaştıran merdivenlerin en üst basamağında onun yeri vardı” derdi.

Onu değerlendirmede iki guruba ayrılan alimlerin münakaşaları, onun dünyadan göçtüğü 638 (16 Ekim 1240) tarihinden sonra da devam etti. Bir kısım alimler, az önce sözünü naklettiğimiz Ebu Mansur gibi düşünürken, diğer bir kısım alimler onun katli vacip bir dalalet ehli olduğunu iddia ediyorlardı. Şeyh-i Ekber’e dalalet, küfür ve zındıklık isnatları zahir bilginlerinin yaygaracı zümresinin başlıca müdafaa silahı idi.

Gerek hayatta iken gerek ölümünden sonra şeyhin yüce mertebesini takdir edenler zamanlarının en olgun ilim ve irfan adamlarıdır ki, bunlar arasında Kâmus sahibi meşhur Firuz Âbâdî, sayılı hadis alimlerinden İbn Hacer Askalanî, eşsiz alimlerden Celalüddin Suyûti, Şeyh Afifüddin Tilmisânî, Seyyid Şerif Cürcanî, Hâce Muhammed Parsa, Mevlâna Camî, Abdülvahhâb-ı Şa’rânî ve daha bir çokları sayılabilir. Karşı çıkanları ise saymaya gerek yoktur.

Muhyiddin-i Arabi hazretleri gerek Endülüs’te ve gerekse şarkta elliden fazla sayılır alim ve üstatlarla, büyük velilerle mülakatta bulunmuş ve bu arada tarikat silsilesi, Seyyid Abdulkadir Geylani’ye varan meşhur Cemalüddin Yunus b. Yahya el-Kassar ile Tilmisanlı Ebu Medyen Salih’e intisap ederek ondan büyük feyiz almıştır. Hatta Yunus b.Yahya kendisine Sultanü’l-Arifin unvanını vermişti. Seyyid Abdulkadir Geylani hazretlerinin; “Benden sonra mağrib diyarından aziz bir zat zuhur edecektir. Bu hırkayı ona teslim ediniz” diye vasiyet ettiği hırkanın Yunus b. Yahya tarafından kendisine verildiğini, sonra onu manevi oğlu Sadreddin Konevî’ye teslim ettiğini Faslu’l-Hitap adlı eserinde yazmaktadır. 

Şeceretü’n-Nu’maniyye fi Devleti’l-Osmaniyye adlı eserinde: “Sin, şın’a gelince Muhyiddîn’in kabri ortaya çıkar” buyurdu. Bir vaazı sırasında da, oturduğu kürsüden, kalbi para sevgisi ile dolu Şam ahalisine; “Sizin ilahınız benim ayağımın altındadır” dedi. Orada bulunanlar bu sözü de anlayamadılar.

İbni Arabî, 638 (16 Ekim 1240) yılında, 78 yaşında Şam’da vefat eder.  Şam’da Selahiye’de Kasyon dağı eteğinde defnedilmiş, bu gün oğulları Muhammed Sadedin, Muhammed İmamüddin ve kızı Zeyneb ile birlikte aynı türbede yatmaktadır.

Şam halkı onun büyüklüğünü anlayamadıkları için kabrinin üzerine çöp döktüler. Osmanlı Sultanı Yavuz Selim Şam’a geldiğinde; “Sin, şın’a gelince Muhyiddîn’in kabri meydana çıkar” sözünün ne demek olduğunu anladı. Kabrini araştırıp buldurdu. Çöpleri temizleterek kabrin üzerine güzel bir türbe, yanına bir cami ve imaret yaptırdı. Ayrıca; “Sizin taptığınız, benim ayağımın altındadır” buyurduğu yeri tesbit ettirip, orayı kazdırdı. Orada küp içinde altın çıktı. Bu sözü ile de “Siz Allah’a (c.c) değil de, paraya tapıyorsunuz” demek istediği anlaşılmış oldu.

Muhyiddin İbni Arabî’nin söylediği, düşünülüp tefekkür edilsin maksadıyla burada yer vermek istiyoruz:  

"Hakkın Rahmeti bizim günahlarımızdan büyüktür."
"Hakikatte Arş ve Beytullâh, Allah'ı bilen arifin kalbidir."
"Seven kişi, içindeki eriyiğin sürekli değişmesiyle rengini değiştiren saf beyaz camdan yapılmış bir kase gibi, sevgilinin rengiyle renklenir."
"Maddi hayata meyledenler için hayat deniz suyu içmeye benzer, içtikçe susarlar, susadıkça içerler."
"Aşkımı bildiler lâkin, aşkımın kime ait olduğunu bilemediler."

Osmanlı devri alimlerinden İbn Kemal, Bosnalı Abdullah Efendi, Sarı Abdullah Efendi, Ebu’s-Suud, Abdulgani Nablusi, Gelenbevi, Selahaddin Uşşaki, Katip Çelebi, Kamus mütercimi Asım Efendi gibi seçkin ve yüksek alimler de İbn Arabi’yi daima en yüksek mürşid ve hidayet meş’alesi olarak tanımışlardır. Hatta İbn Kemal Paşa, İbn Arabi hakkında sorulan bir soruya şu cevabı vermiştir: 

“Kullarından salih ameller yaratan, bu alimleri peygamberlerine varis kılan Allah’a (c.c) hamdolsun. Sapıklıkta olanlara doğru yolu göstermek için gönderilen Muhammed Mustafa’ya (sav), O’nun ashabına salat ve selam olsun. Ey İnsanlar! Biliniz ki Şeyh-i Azam, ariflerin kutbu, muvahhidlerin imamı, Muhammed b.Ali İbn Arabî et-Tâî el Endülüsi, kamil bir müçtehid, fazıl bir mürşid, hayret verici menkıbeler ve garip harikalar sahibi bir alimdir. Çok talebesi olup, alimler, fazıllar yanında makbuldür. İbn Arabî’yi inkar eden hata etmiştir. Hatasında ısrar eden sapıtmıştır. Sultanın onu edeplendirmesi ve bu bozuk itikadından sakındırması lazımdır. Zira, sultan iyiliği emredip, kötülükten sakındırmak ile memurdu ve vazifelidir.”
           

İmam Suyûtî de, İbn Arabî’nin büyüklüğünü vesikalarla Tenbihü’l-Gabî adlı kitabında ispat etmektedir. Ebussuud Efendi fetvalarında da, ona dil uzatılamayacağı yazılıdır.

İbn Arabî’yi tenkid edenlerin bir çoğu zâhire bağlı alimler ve fıkıh ulemasıdır. Şeyhi reddedenler arasında İbn Haldun, İbn Teymiyye, Aliyyü’l-Kârî gibi bazı alimler varsa da, bunların bir kısmı avamın havsalasına sığmayan Fütuhat ve Fusus gibi eserlerin mütalaasından bazı gafillerin sapıklığa düşeceği endişesiyle muhtemel tesirlerini önlemek; bir kısmı da idraklerinin yetişmediği pek ince hakikat meselelerinde şeyhin maksadını anlayamamak yüzünden fuzuli bir gayret göstermişlerdir.

Sofiye taifesinin kendi aralarında anlaştıkları ayrı ıstılahları, ayrı lisanları vardır. Tasavvuf terminolojisini bilmeyenlerin büyük sofilerin eserlerinden  bir şey anlamalarına ve tasavvuf konusunda söz ve salahiyet sahibi olmalarına imkan yoktur. Şeyh-i Ekber’i tenkit ve red edenlerin bir çoğu Fütuhat-ı Mekkiye ve Fususu’l-Hikem de geçen bazı tabir ve ıstılahların hususi manalarından gafil olanlardır. İslam tasavvufunu bir bilim halinde tedvin ve telkin etmek isteyen bazı sofiler bu lüzum ve ihtiyacı takdir ettikleri için bu gün az çok sofiye metinlerini çözebilecek bazı anahtarlar vermişlerdir. Abdulkerim Kuşeyri’nin Risale-i Kuşeyriye’si, Kaşânî’nin Istılahat-ı Sofiyye’si, Seyyid Şerif Cürcani’nin Ta’rifat’ı  gibi ana eserleri tetkik ve tetebbu etmeden İbn Arabî’nin metinlerini anlamak ve mana çıkarmak cidden imkansız gibidir.        

Şihabeddin Sühreverdi ile İbn Arabî yolda karşılaştılar. Bir saat kadar sonra bir şey konuşmadan ayrıldılar. Daha sonra Sühreverdi’ye; “İbn Arabî hakkında ne dersin?” diye sordular. O da: “Hakikatler deryası, Kutb-u Kebir ve Gavs’tır” dedi.

İbn Arabî’ye Sühreverdi’den sorulunca buyurdular ki: “Baştan ayağa kadar sünneti seniyye ile doludur.”

İbn Arabî’nin üzerinde en çok konuşulan görüşlerinden birisi de şüphesiz Vahdet-i Vücud görüşüdür. Şeyh Rukneddin Alauddevle, Muhyiddîn-i Arabî’nin büyüklüğünü, Fütuhat haşiyesinin çok yerinde itiraf etmiştir. İmam-ı Rabbani Ahmet Faruk Serhendi ise  bu Vahdet-i Vücut konusunda bazı telkinleri şüphe ve tereddütle karşılamış ve ihtiyatlı ve temkinli davranmak gerektiğini ifade etmiştir. Hatta bazı velîler de Vahdet-i Şühûd’un Vahdet-i Vücud’dan bir derece daha ileri olduğunu ifade etmiştir. Bunlar tasavvufi mertebelerdir. Buralara ulaşamayanların bunları anlaması ve hakkında söz etmesi mümkün olmaz. Her şeyi ehline bırakmak gerekir.

Esasen Vahdet-i Vücud görüşünü ortaya atan sadece Muhyiddîn-i Arabî değildir. İmam-ı Gazali de özellikle Mişkatül Envar (nurlar feneri) isimli eserinde bu konuya oldukça değinmiştir. Bırakınız Muhyiddîn-i Arabî veya İmam-ı Gazali'yi bugün maalesef zahir ehlinin büyük bir ayıpla inkar ettiği veliler ve tüm Rasûller, Allah'ın (c.c)"Tek" oluşunu ve Tek'ten başka hiç bir şeyin mevcudiyetinin olmadığını ifade etmişlerdir.

Fütuhatın mukaddimesinde şöyle der:

“Peygamber (s.a.v.) in getirdiği gerek bildiğim, gerek bilmediğim her şeye inanıyorum. Ölüm, Allah’ın verdiği bir süreye göredir. O, ileri geri kalmaz. Buna kesin olarak şeksiz ve şüphesiz inandım. Yine inandım, ikrar ettim ki kabirde sual meleklerinin sorusu haktır. Kabir azabı haktır. Havz haktır, mizan haktır, amel defteri haktır, sırat haktır, cennet haktır, cehennem haktır, bir grubun cennette bir grubun da cehennemde olması haktır. Meleklerin ve peygamberlerin şefaati haktır...”

Muhyiddîn-i Arabî, İmam-ı Gazali’ye muhabbet ve bağlılığından, Şam’da Gazaliye medresesinde çok oturur, İmam-ı Gazali hazretlerinin eserlerini okurdu. Bir gün müderris ders gelmedi. Muhyiddîn-i Arabî orada idi. Fakihler kendisine: “ Efendim, bu gün dersi bize siz veriniz” deyip ısrar ettiler. O da: “ Ben Maliki mezhebindenim. Madem ki çok ısrar ediyorsunuz akşamki dersinizi söyleyiniz” buyurdu.

İmam Gazali’nin fıkha dair Vasit kitabından bir yer gösterdiler. Muhyiddîn-i Arabî onlara ders verdi. Uzun uzun izah ve açıklamalar yaptı. Öyle ki, onlar; “Biz böyle üstad görmedik” dediler.

İbn Arabî’ye; “Ruhlar ile nasıl görüşüyorsunuz?” diye sordular. Onlara verdiği cevapta; Üç şekilde; Rüya yoluyla, onların ruhaniyetlerini davet edip görüşerek, bedenimden ruhumu ayırıp, ruhumla onların yanına giderek” buyurdu.

Nasihat isteyen bir kimseye buyurdu ki:

“Ey nefsinin kurtuluşunu isteyen kişi! Her şeyden önce sana lazım olan, sana kendi ayıp ve kusurlarını gösterecek, seni nefsine itaatten kurtaracak bir üstad, hoca lazımdır. Şayet böyle bir zatı aramak için uzak memleketlere gideceksen sana bazı nasihatlerde bulunayım. O zatı bulduğun zaman, huzurunda, yıkayıcının elindeki ölü gibi ol. Çünkü ölü, yıkayıcının iradesine göre hareket eder. Yıkayıcı onu istediği tarafa çeviri. Meyyit yıkayıcıya itiraz etmez. Sakın hatırına o zata karşı itiraz gelmesin. Halini ondan gizleme ve onun yerine oturma. Elbisesini giyme. Onun huzurunda, kölenin efendisinin huzurunda oturduğu gibi otur. Sana emrettiği şeyi yap. Sana emretmediği şeyi iyice anla ve iyi öğrenmeden o işin peşinden koşma. Ona bir rüyanı veya başka halini anlattığın zaman, ona cevabını sorma, ona düşman olandan Allah için uzak dur. O düşman il beraber olma, arkadaşlık etme. Hocanı seveni sev ve ona yardımcı ol.  

O zata, hiçbir işinde itiraz etme. “Bunu niçin böyle yaptın?” deme. Sana ne iş vermişse yap. Oturduğunda onun senin oturuşundan haberdar olduğunu unutma. Edebi asla terk etme. Yolda giderken onun önünden yürüme. Devamlı ona bakma. Çünkü böyle yapmak, hayayı azaltır, ona karşı hürmeti kalbden çıkarır. Ona olan sevgini, onun emirlerine uyup, yasak ettiklerinden sakınmak suretiyle göster. O zata yemek ve yiyecek takdim ettiğin zaman, diğer lazım olan şeyler ile beraber önüne bırak. Kapının yanında edeple dur. Eğer sana seslenirse cevap ver, yoksa yemeğini yiyince ye kadar bekle. Yemeğini yiyip sana sofrayı kaldırmayı söylediği zaman hemen onu kaldır. Sofrada bir şey kalır ve senin yemeni emrederse itiraz etmeden ye. Başkasına verme.

O zatın denemesinden çok sakın ve kork. Çünkü bazen onlar, talebelerini denerler. Onunla beraber olduğunda pek dikkatli ol. Eğer senden o zata karşı edebe uymayan bir husus meydana gelip, onun bundan haberi olduğu halde, sana müsamaha gösterdiğini, seni cezalandırmadığını görürsen, bil ki o seni denemektedir. O zat bulunduğu yerden çıkıp gitmek istediği zaman, gittiği yeri sorma. Ona, işleri hususunda sana görüşünü sormadan, görüş beyan etme. Şayet seninle istişare ederse, ona uygun şekilde sana göre de uygun olduğunu söyle. Aslında onun seninle istişare etmesi, senin görüşüne muhtaç olduğundan değil, sana olan sevgisindendir.”

İbn Arabî, her işini Allah (c.c) rızası için yapardı. Allah’ın (c.c) rızasına ve Marifet-i İlahiye’ye kavuşmak için İslam’a tam uymak gerektiğini bildirir; “İslamiyet’in emirlerinden bir emri yapmayanın marifeti sahih değildir” buyururdu.

Bir başka yön de, İbn-i Arabi'ye bazı tasavvuf ehlinin dahi aşırı tepki göstermesi ve tenkid etmesidir. İslam Anayasasını anlamada bize yardımcı olan İbn-i Arabi'ye yapılan saldırı - eleştirileri boynu bükük bir şekilde karşılıyoruz Ancak unutulmamalı ki Galile'yi "dünya dönüyor" dediği için Engizisyon mahkemelerinde süründüren zihniyete benzer bir akım Arabi'yi de mahkum ediyor.

Büyüklerin söylediği çok güzel bir söz var;

İDRAK'IN YÜCELİĞİNE EREMİYORSANIZ,

İNKAR'IN BASİTLİĞİNDEN SIYRILINIZ…


İBN-İ ARABİ’DEN TAVSİYELER
 
  • Müslümanlardan birini çirkin bir işte görürsen kendini değil, amelini gör. Eğer bu kerahetinde sadık isen, onun yaptığı fenalığı sen yapma. Eğer yaparsan mürâisin.
  • Oruçlu iken dikkat et günah işleme, Oruç Allah'(c.c)ındır. Allah(c.c), seni oruçlu hâlinde razı olmadığı bir şey işlerken görmesin. Orucunu da iptâl eder.
  • Eğer malın varsa, menfaati devamlı olan hayırlara sarf et. Dini malumatın varsa, onları başkalarına da yay, istifade etsinler.
  • Yol üzerinde uyuma. Gece kabirde uyumak icap ederse, yoldan çekil; çünkü, yollarda haşarat eksik olmaz.
  • Bir yerde oturacak veya yatacaksan; “Yaratılmışların şerrinden Allah'a (c.c) sığınırım, de.
    Üç kişi bir yerde iken, ikisinin gizli konuşması veya üçüncünün bilmediği bir lisan ile konuşmaları caiz değildir.
  • Müslümanlar arasında dostluk, muhabbet, ülfet gerek. Her hangi bir Müslüman’ı korkutmak veya onu şüpheye düşürmek İslâm kardeşliğine aykırıdır.
  • Her halinde İyi niyetli olmaya gayret et. Salih amellere devam et. Hele gafiller, fasık ve facirler içinde bulunursan, onlara gelecek azabdan kurtulabilmek için, o fitnelere dahil olmadığını kalb ve azalarında isbat etmen lâzımdır.
  • Bir kimse aksırır da “ELHAMDÜLİLLÂH” demezse, ona hatırlat. Yine demezse “YERHAMUKALLAH” diye ona dua etme.
  • Bir adamı yüzüne karşı methedip de onu mahcub etme. Birisi seni yüzüne karşı medhederse, yerden bir avuç toprak al da önüne döküver. “Ben de diğer insanlar gibi topraktan yaratıldım ne kadrim var” de.
  • Yemek yerken, başka birisi sana bakmasın, ona da yedir.
  • Hatip hutbe okurken konuşanlar olursa, onlara sus deme. Senin de Cuman batıl olur.
    İftarını hurma ile yap. Hurma yoksa üç yudum su iç. İftarda acele et.
  • Kalbini murakabe et. Bir mü'min hakkında kalbine kötü bir şey gelmişse, hemen onu izale et ve hüsnü zan eyle.
  • Sohbetinde bulunduğun veya senin sohbetine gelenlerin rütbe ve menzillerine göre muamelede bulun.
  • Allah'a verdiğin ahd rububiyetini ikrar edip her zaman ve her yerde ahdine vefa göster. Allah'ın âyetlerine bak, verdiği zahiri ve batını azalarını yerinde kullan, onları serde kullanma.
  • Peygamberlerine uy, Kur'an okuyanı tazim ile dinle. Kur'an’ın İçindekileri düşün. Hadisi şeriflerin sahih olanlarını Öğren. Ashabı Kiram arasında zuhura gelen hadiselere dalma. Hepsini sev, her hak sahibine hakkını ver.
  • Gözünü harama baktırma, diğer azalarını da kötü şeylerden koru.
  • Alimlere tazim et, şerlilere güler yüz göster ki onlar da düzelsinler.
  • Hayvanlara şefkatle muamele eyle. Ağaçları koru ve ıslah et
  • Sofilerin şer'i şerife muvafık olanlarına hürmet göster.
  • Evlâdlara ihsan eyle. Kadınlara iyi muamelede bulun.
  • Namazı huzur ile kıl.
  • Zekâtını vakit geçirmeden ver.
  • Büyüklerin şeriata muvafık emirlerini dinle ve itaat et.
  • Hülâsa bütün mevcudata nasihatle muamele eyle. . .
  • Bir şeyi iyice bilmeden, görmeden işleme. Allah yanında hükmünü bilmediğin bir şeyi körü körüne yapma.
  • Dünyada ödenmesi lâzım olan hakları öde ki, Allah seni sevsin.
  • Namazda gözünü secde mahalline dik. Safların düzgün ve sık olmasına çalış. Namazda başka yere bakmadıkça Allah sana nazar eder.
  • Şerefli olmayan kazançlardan sakın. Meselâ kelp parası, hacamat ücreti, yüz suyu dökerek, namustan fedakârlık ederek kazanılan paralara tenezzül etme.
  • Bakıcı, büyücülere gitme ve böyle şeylere teşebbüs edip de para kazanmaya tenezzül etme.
  • Kazanmaya kudretin varken sadaka alma. Allah'ın verdiğine şükret. Az, çok deme.
  • Mü'minlerin iyi huyları olduğu gibi kötü huyları da olur, sen daima iyi huyları gör.
  • Allah ve Resulünü sevenlere ve onlara yardım edenlere buğzetme, bazı kimseler, o falanı sevmiyordu diye ona buğzeder; bu doğru değildir, buğzettiğin, Allah ve Resulünü seviyorsa, onların hatırı için sen de onu sevmeğe mecbursun. Amma, o senin hocanı, şeyhini sevmiyorsa, varsın sevmesin. Onun, senin şeyhini sevmemesi ona buğzetmeni icap ettirmez.
  • ALLAH ALLAH İsimi şerifine devam et. Allah lâfzı şerifinin faydası hiçbir zikirde yoktur. Başından elifi kaldırırsan LİLLAH kalır. Yine Esmâi hüsna'dandır. Birinci lâm'ı kaldırırsan LEHÜ olur. O da Esmâi hünsadandır ikinci Lâm'ı da kaldırırsan H U kalır ki, o da Esmâi hünsadandır. Başka kelimelerde bu yoktur. Din'de güzel şeylerle iftihar edilir.
  • Mushafların tezyini, Camilerin tezyinatı eşraf saatindendir, diye varit olan Hadisi şeriften ürkme, ilmi olmayan bunu tersine anlıyor.
  • Kıyamet alâmetlerinin hepsi mezmum değildir. Şeairi Diniyyeye tazim olmak kasdıyle yapılan şeyler makbul ve memduhdur.
  • Duada haddi tecavüz etme. Meselâ sılai Rahim'i katl edecek dualar yapma. (Halamın, teyzemin, amcamın canını al) gibi.
  • Taharette de suyu fazla israf etme. Abdest azalarını üçer defa yıka.
  • Kur'an’ı düşünerek oku. O, zikirlerin en yükseğidir. Bir sureye başlayınca, bitirinceye kadar konuşma. Bir hastanın yanına girince ( Y A S İ Y N ) oku.
  • Müellif Muhiddin-İ Arabî der ki: Bir gün çok hastalandım. Baygın bir halde idim. Korkunç kimseler gördüm. Bana eza etmek istiyorlardı. Derken güzel şimali ve güzel kokulu bîr zat geldi onları hep kovaladı. Sevindim. Ve “efendim siz kimsiniz?” diye sordum. Ben  YA SİN süresiyim dedi. Gözümü açtım baktım ki, babam baş ucumda ağlıyor ve YASİN şerifi okuyordu. Bitirdi. Gördüklerimi babama söyledim. Hastalarınıza( Y A SİY N ) okuyun diye emir var.
  • Ağır bir hastanın yanında bulunursan ona (LA İLAHE İLLALLAH)’ı telkin et. Demezse sui zan etme. Çünkü o halde, belki başka şeyle meşguldür de senin telkinini duymamıştır.
  • Cenazelerinizi takip ederken eğer yürüyorsan tabutun etrafında yürü. Binekli isen, arkadan takip et. Defnolunduktan sonra hemen bırakıp gitme.Biraz kabrin yanında bekle. Cenaze, kabrinin başında oturanlarla ünsiyet eder.
  • Su içtiğin kabın ağzını kapat. Gece lambaları söndür. Kapıyı kilitle. Şeytan kilitli kapıları açamaz. Eğer kapıyı kapatırken besmele çeker, Ayet-ül Kürsî okursan, sabaha kadar zarardan emin olursun.
  • Dünyada bir yolcu gibi yaşa. Elindekilerin hesabını vereceğini unutma. Sana hainlik yapana sen yapma. Sana tecavüz edene sen tecavüz etme.
    İbadetlere neş'eli olarak başla. Eğer keselân (ağırlık) gelirse, onu bırak başka ibadete geç. Amma, farzlar böyle değil. Onların vakti geldi mi ister neşeli, isterse neşesiz ol, farzlar derhal işlenir. Birisi, sen ibadet ederken başka, o ibadeti güzelce ifa ederken o da öğrensin diye niyet et. Riyadan kurtulursun. İhlâsına dikkat et. Halk içinde güzel namaz kılıp da tenhada felfes kılan, Allah'a hakaret etmiştir. Elinden geldiği kadar gayret et, güzelce ibadetlerine devam et.
  • Sakın Allah beni şaki yazdıysa şakıyım, said yazdıysa Said'im deme. Hayırlı ibadetler ve hayırlı işler yapıyorsan, Said olduğuna Allah tarafından bir müjdedir. Allah güzel ameller işleyenlerin ecrini zayi etmez.
  • Kabirleri sık sık ziyaret et. Yalnız kabristanda çok oturma, mezarlara ibret nazarıyla bak. Ahireti hatırla. Kabristanda Dünya işlerini konuşmak suretiyle ölülere eza etme.
  • Yol üstüne, gölgeliklere, ağaç altına, su kenarına, kabirlerdeki deliklere, suya, işeme.
  • Yedi büyük günahlardan içtinap et. (Şirk, şehire, katli nefs, yetim malı yemek, riba, askerden kaçmak, namuslu kadınlara, kötü ve namuslarına dokunur sözler söylemek).
  • Hakkı daima önde tut. Ve Allah'ın kullarına, Allah'ın muamele ettiği gibi muamele et. İbrahim Peygambere bir müşrik misafir olmak istedi, İbrahim Aleyhisselâm; Müslüman olursan misafir ederim, dedi. O da kabul etmedi. Döndü gitti. Cenabı Hak İbrahim'e; bir lokma ekmek için herifin dinini, babasından kalan alıştığı dinini terk etmesini teklif ettin. O, yetmiş senedir gâvurluk yapar, ben onu besliyorum ve rızkını kesmedim. Buyurunca, İbrahim Aleyhisselâm yola çıktı ona yetişti. Gel dedi, seni misafir edeceğim. Çünkü Rabbim senin için bana itab etti, deyince o, hem misafir oldu ve hem de Müslüman oldu.
  • İnsanlardan gelen ezaya sabret, tahammül et. Kimseyi hakir görme. Öfkelenince nefsine sahip ol. Aman, Allah'dan başkasına kulluk etme. Evinde bulunan hayvanlara, kedi , köpek ... ne varsa onların yiyecek ve içeceklerini ihmal etme. Onlar emanettir.
  • Haftanın pazartesi ve perşembe günleri amellerin Allah'a arz olunduğu günlerdir. O günlerde oruç tutarsan iyidir. Oruç tutamazsan iyi şeyler yap.
  • Kimseye karşı kalbinde buğz ve adavet bulunmasın. Allah, şirk gibi kalbinde buğz ve adavet bulunanları da affetmez. Bir gün gelip seni bırakacak arkadaşla da dostluk kurma. Daima seninle beraber bulunacak dostlar kazan.
  • Kan, kız, oğlan, ahbab, yaran, mal, mülk hep muvakkat dosttur. Seninle kabre girmezler. En samimi dostun, iyi amellerindir. Kabirde,mahşerde, her yerde senden ayrılmazlar. Dostunu bil.
  • Yarın mahşer yerinde en bedbaht insan, başkalarına vaz-ı nasihat etmiş de kendisini unutmuş, söyledikleri hayırlı şeyleri kendisi yapmamış, başkalarını fenalıklardan nehyetmiş de kendisi o fenalıkları işlemiş olan kimselerdir.
  • Helâl kazan, hırsı bırak, uykudan uyanınca gözünden uykuyu sil, hemen Allah'ı zikret. Şeytanın düğümünü çözmüş olursun. Şeytan uyu diye efsun okur. Abdest alınca ikinci düğüm çözülür. Namaz kılınca hepsi çözülür.
  • Dehre sövme. Dehr Allah'ındır. Eğer dehriyle zamanı murat ediyorsan, zamanın elinde bir şey yoktur. İşler hep Allah'ın yed'i kudretindedir.
  • Malım malım diye kasılma, senin malın yiyip bitirdiğin, giyip eskittiğin, sadaka ile elden çıkardığındır. Bunlardan başkası aleyhindedir. “Nereden topladın, nereye sarfettin, niçin depo ettin?”diye soracaklar.
  • Dinini öğren. Din adamı âdil olur.
  • Kabir azabından, Deccalın şerrinden, Cehennem azabından, hayatında ve ölümünde sana arız olacak fitnelerin şerrinden Allah'a sığın. Peygamberimiz, namazlarının sonunda yâni, kaide-i ahiresinde bu duayı okurlardı.
  • Kalbini ve kalbine gelenleri daima murakabe et. Şeriat terazisine ver. Onunla ayarla. Şeytan, kürsüsünü kurar da avanesine oradan emirler verir. Allah'ın Arşı da su üzerindedir. Şeytan bu hareketiyle halkı iğfal etmek ister. Şeriatı bilmeyenlerle şeytan alay eder. Ve onları çabuk aldatır.
  • Peygamberimiz Medine'ye teşriflerinde İbni Seyyad denilen bir Yahudi kâhini vardı. Resul-ü Ekrem ona “ne görüyorsun?” diye sordu. Deniz üzerinde kürsü görüyorum, dedi. Resul-ü Ekrem, o şeytanın kürsüsüdür, buyurdular.
  • Kur'anı Kerim'de Allah'ın arşı su üzerindedir. Sizi imtihan için yâni hanginiz daha iyi işlerde bulunacak, işte o iptilâ şeytanın fitnesidir. Kendisini İlâh gibi tahayyül ettirir de oradan emirler verir. O, mü'minlerin en büyük düşmanıdır. Şeytanın şerrinden Allah'a sığın.
     Bakıcı, büyücü, aldatıcı, kendine şeyh süsü verenlere inanma. Dinin gider. Elde mizan şeriattır. Ona uymayan şeyler şeytan yoludur.
  • Devlet adamlarına dil uzatma. Kalblerde tasarruf Allah'ındır. Onların kalbi de yed'i kudreti İlâhi'yededir. Sen meşru olan emirlerine hemen itaat et. Peygamberimiz. Ulül emre itaat edin, isterse yüzü yırtık Habeşi bir köle olsa da buyurdular.
  • Hıristiyan bilginlerinden bir zat, İslâm ülkelerinden birine geldi. Dolaşırken,herkes koşmaya başladı, işte Sultanımız geliyor, diye seviniyorlardı. O Hıristiyan zat da bekledi. Baktı ki siyah, vaktiyle köle olduğu nişanlarından belli, yüzü yırtık, çirkin bir yüz. Yüzüne bakınca; Allah'ın varlığına, birliğine, şeriki ve naziri bulunmadığına, istediğini istediği gibi yapar olduğuna,mülkünde istediği gibi tasarruf ancak Zat-ı Ahad'iyetine has olduğuna, Hazreti Muhammed’in (S.A.V.) de hak Peygamber olduğuna şahadet ederim dedi. Dediler ki; bu imanın sebebi nedir? Dedi ki; Şu siyah kölenin saltanatındadır. Çünkü, zahirer bu adamın arkasına iki kişi bile düşmez. Halbuki bütün Ulema, Esraı ve iyyanı hep onun önünde elpençe duruyorlar, inandım ki Allah birdir. Kullarında istediği gibi tasarruf ediyor. Ve Habibi de Hazreti Muhammed'i de (S.A.V. ) tasdik ediyor.
  • Yemek ve su kaplarınızın ağızlarını kapatın. Çünkü, senede bir gece gökten veba yağar. Açık kaplara veba girer diye Hadisi şerif vardır.
  • Misafirlerine ikram et. Hadisi şerifte; Allah'a, Ahiret gününe imanı olan misafirlerine ikram etsin buyrulmuştur. Misafirin hakkı üç gündür. Fazla kalırsa sadaka olur. Gelip geçici ise, bir günlük hakkı vardır. Misafire ikram, imânın şubelerindendir. Hayır söylemek, kötü sözlerden dili tutmak da imanın şubelerindendir.
  • Bir amel işlerken onu güzel yapmaya çalış. Çünkü, amelini güzel yapan emeline muvaffak olur. Güzel amel şer'i şerife uygun olan ameldir. Allah'ı görür gibi ibadet etmekliğindir.
  • Abdestli bulun, her farz namaz için abdest alırsan güzel olur. Abdest müstakil bir ibadetdir. Gerçi başka ibadetlerin sıhhati için şart kılınmıştır, amma, istiklâline dokunmaz.
  • Sabah namazını kılan kimse, Allah'ın ahdine girmiştir, sakın ona dokunma. Geceleri gafletle geçirme namaz kıl. Allah'ından, Dininde, Dünyada, Ahiretinde af ve afiyet iste. Allah'dan daima hayır iste. Bir insan, sıdk ile Allah'dan şehitlik isterse, Allah ona yatağında da ölse şehid sevabı verir, diye Hadisi şerif vardır.
  • Hayırlı işlere başkalarını da teşvik edenler sevapta müşterek olurlar. Dünyada insanlara sürür, ferahlık aşılayan ve sıkıntılarını giderenlerin Allah, Kıyamet gününde sıkıntılarını izale eder.
  • İcrasına muktedir bulunduğun öfkeyi yut. Allah, öfkesini yutanları ve İnsanların kabahatlerini af edenleri metheder. Peygamberimiz de, öfkesini yutanın kalbine emniyet ve imân dolar, buyurmuştur.
  • Halkın ihtiyacına koş, onların işlerini görmek amellerin en efdalidir. Hele düşmüşlere yardım, en büyük ibadettir.
  • Allah'dan mağfiret isterken, günahlardan Allah'ın seni korumasını iste. Günahı işlemişsen cezasından korumasını iste. Allah'ın bildiği ve olduğun halin tersini gösterme. Göründüğün gibi ol. Rıfk ile muamele et. Mülayim, yumuşak olmayanlar birçok hayırlardan mahrum kalırlar.
  • Sana birisi bir hediye takdim ederse, ona mukabelede bulun. Bir şey vermeğe kudretin yoksa, dua ile mukabelede bulun. Amma, sen birisine hediye vermişsen, sakın karşılığını bekleme. Ve bir şey beklemediğini ona anlat. Eğer mukabele ederseniz müteessir olurum, de.
  • Eğer, sana bilmukabele takdim ettiği hediyeyi kabul etmezsen, memnun olacaksa o hediyeyi kabul etme. Amma, o da gönül hoşluğu ile sana bir hediye verir ve onu almayınca müteessir olacağını anlarsan kabul et.
  • Aman, gâvur olayım, veyahut dinimden dönmüş olayım, gibi sözlerle yemin etme. Selâmetle İslâmiyete dönemezsin. Allah'ı an, gayriye yemin etmek günahtır.
  • Yalan rüya uydurmak veya rüyaya yalan katmak yalanların en fenasıdır.
  • Hakkında kötü bir şey söylemişlerse sükut et. Bunu sana söyleyene tearuz etme. Zennunu Mısri'ye Mütevekkil sordu: Sana zındık diyorlar ne dersin? Dedi ki; hayır desem söyleyenleri yalancı, evet desem nefsimi yalancı yapmış olacağım binaenaleyh sükut ediyorum, dedi.
  • Bir mü'mini küçük düşürecek, utandıracak şeyleri söyleme. Böyle söyleyenler cehennemin en şiddetli yerlerinde hapsolunurlar, diye Hadis-i şerif vardır.
  • Dininle dünyayı yeme. Davul, zurna çalıpta para kazanmak, din ile dünyayı elde etmekten daha iyidir.
  • Şundan, bundan haber veren kâhini tastık etme.
  • Elinde, ağzında bulaşık varken uyuma. Ve kimseye düşmanlık etme. İki yüzlü olma. Ticarette ihtikâr yapına.
  • Birisi bir yere oturmuş ve tekrar oturmak üzere bir yere ayrılmışsa, onun yerine oturma.
  • Av mubahtır ama, sen av peşinde dolaşma.
  • Sana ikram olsun diye bir sandalye veya süt veya güzel koku takdim ederlerse reddetme.
  • Borca girerken ödemeğe niyetin sağlam olsun, ödemeğe muvaffak olursun. Eğer niyetin çürükse, borçlu kalırsın. Borçlu ölenlerin cenaze namazlarını Peygamberimiz kılmazdı.
  • Mü'min kardeşine üç günden fazla dargın durma. Rast gelince ilk selâmı sen ver. Hayırlı olursun, insanlar ayağa kalksınlar, karşında el bağlasınlar diye bekleme.
  • Şefaat ettiğin kimsenin hediyesini ve ziyafetini kabul etmek riyadır. Kabahati sabit veya haklı bir tasfiye ve azledilmiş kimseler hakkında şefaat caiz değildir. Böyle bir caniye şefaatte bulunmak, Allah'ın lâinine sebeptir. Şefaati kabul edeni de müşkül duruma sokmuş olursun. Şefaat, haklı ve hayırlı şeylerde olur. 

KAYNAKLAR:

İşari Tefsir Okulu / Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları

* Büyük İslam ve Tasavvuf  Önderleri / Vefa Yayıncılık

*Aylık Yeni Dünya dergisi / 1998 yılı Eylül sayısı

* http://www.sufizmveinsan.com