'İBRAHİM HAKKI ERZURÛMÎ' ÖZEL PROGRAMLARININ SES DOSYALARI




Hak Şerleri hayr eyler
Zannetme ki gayreyler
Arif anı seyreyler
Mevlam görelim neyler
Neylerse güzel eyler
 
18. yüzyılın ünlü düşünür ve bilim adamı mutasavvıf İbrahim Hakkı Erzurûmî Hazretleri, doğumunun 304. yılı vesilesiyle 18 Mayıs 2007 tarihinde AKRA FM’de özel programlarla anıldı.

 

'İBRAHİM HAKKI ERZURÛMÎ' ÖZEL PROGRAMLARININ SES DOSYALARI

Hadisler Deryası, İbrahim Hakkı Hazretleri Özel
Merhum Prof. Dr. M. Es’ad Coşan Hocaefendi’nin 13 Ocak 1990 tarihinde yapmış olduğu “İlim Öğrenen ve Öğretenler” konulu sohbeti, İbrahim Hakkı Hazretlerini anma günü vesilesiyle dinleyicilerin istifadesine sunuluyor.

Cuma Sohbeti, İbrahim Hakkı Hazretleri Özel
Merhum Prof. Dr. M. Es’ad Coşan Hocaefendi’nin 4 Haziran 1999 tarihinde AKRA FM’e yaptıkları, “İlim Öğrenmenin Önemi ve İlmi Paylaşmak” konulu cuma sohbeti, ünlü ilim ve gönül adamı İbrahim Hakkı Hazretlerini anma günü vesilesiyle dinleyicilerin istifadesine sunuluyor.

Söz Ola, İbrahim Hakkı Hazretleri Özel Söyleşisi
Serpil Özcan’ın ev sahipliğinde, İlahiyatçı-Eğitimci Esma Çelik’in konuk olduğu programda İbrahim Hakkı Erzurûmî Hazretlerinin “Kenzul Futuh” eserinin mütalaası yapılıyor.
Kültürden İrfana, İbrahim Hakkı Hazretleri Özel
Ömer Faruk Tuna’nın ev sahipliğinde programın konuğu; Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Türk İslam Edebiyatı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Uzun. Programda, Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin edebi yönü ve eserlerinin özellikleri anlatılıyor.
Şen Haneler, İbrahim Hakkı Hazretleri Özel
Programda İbrahim Hakkı Hazretlerinin şiirlerine ve eşine yazdığı mektuplara yer veriliyor.

İbrahim Hakkı Hazretleri Özel Belgeseli
İbrahim Hakkı Erzurûmî Hazretlerinin hayatı, eserleri ve sözleri ayrıntılı şekilde anlatılıyor.

Tarihten İzler, İbrahim Hakkı Hazretleri Özel
Programda kronolojik sırayla İbrahim Hakkı Hazretlerinin hayatı anlatılıyor.




İBRAHİM HAKKI ERZURÛMÎ HAZRETLERİ

İbrahim Hakkı Erzurûmî Hazretleri, ilmin durgunlaştığı 18. yüzyıl Osmanlı dünyasında, doğunun sarp kayalıkları arasında, H.1115 / M.18 Mayıs 1703 tarihinde Erzurum'un Hasankale ilçesinde doğdu. Dedesi Dursun Mehmed oğlu Molla Bekir, babası Derviş lakaplı Osman Efendi, annesi de Hasankale yakınlarındaki Kındığı Köyünden, Hz. Peygamber (s.a.v) soyundan gelen, şeyh oğlu merhum Dede Mahmud kızı Hanife Hatun’du.

İbrahim Hakkı, yedi yaşına geldiğinde annesi Seyyide Hanife Hâtun'u kaybetti. Bunun üzerine babası Osman Efendi, İbrâhim'i amcası Molla Ali’ye emânet etti ve kendisini tasavvufta yetiştirecek bir rehber, âlim aramak için sefere çıktı. Uzun süren arayış sonunda Siirt’in Tillo köyüne gelerek İsmâil Fakîrullah Hazretlerini buldu ve buradan dersler almaya başladı. Ondan ilim öğrenmek ve hizmet etmek için geceli-gündüzlü çalışırken, dokuz yaşına basan öksüz İbrâhim Hakkı’da baba hasretiyle yanmaktaydı. Amcası Molla Ali Efendi, İbrâhim Hakkı'yı alarak Tillo'ya babasının yanına götürdü.

İbrâhim Hakkı Hazretleri Tillo'da babasına kavuşmasını şöyle anlatır:

"Ben dokuz yaşında idim. Ali amcam beni babamın yanına götürdü. Bir ikindi vaktinde Tillo'ya girdik. Dergâha vardığımızda, babam ile hocası namaz kılıyorlardı. İlk bakışta İsmâil Fakîrullah hazretlerinin mübârek yüzü, bana, pederimden daha yakın geldi. O anda yüzünün cezbesi gönlümü aldı. Aklım, onun güzelliğine, duruşundaki heybete ve olgunluğa hayran kaldı. Gönlümü ona kaptırdım. Babam beni kendi odasına götürdü. Şefkat ile ilim öğretip, lütuf ile terbiye etmeye başladı."

İbrâhim Hakkı Hazretleri, babasından tefsîr, hadîs, fıkıh gibi zâhirî ilimleri öğrendi. Babasının arkadaşı Molla Muhammed Sıhrânî hazretlerinden de, astronomi, matematik gibi zamânın fen ilimlerini tahsîl etti. Allah (c.c)’ın zâtında ve sıfatlarında mârifet sâhibi olmak, hasta kalbine şifâ bulmak için de İsmâil Fakîrullah hazretlerinin sohbeti ve hizmetiyle şereflendi.

İbrâhim Hakkı hazretleri on yedi yaşında yetim kalmasını ise şöyle anlatır: “H.1132 / M.1720 senesinde, benim çok sevdiğim, bana analık da yapmak durumunda kalan babam, dert ortağım, üzüntülerimin gidericisi, hücredaşım, gurbet yoldaşım Derviş Osman Efendi, Cumâ gecesi sabaha yakın dünyâdan ahirete göçtü. Hak yolunda can verip Allah'a kavuştu. Maksadına ulaşarak rahmet deryâsına daldı. Bu yetim o gece başka misâfir odasında yattı. Sabahleyin kalkıp, hasta babamı görmek istediğimde, oradakiler bana; ‘Git, önce namazını kıl, sonra gel. Hasta şimdi rahatladı’ dediler. Bu söze inanıp mescide gittim. Namazdan sonra odamıza geldiğimde babamın vefât ettiğini gördüm. Benim de rahatım gitti. Gönül evim karardı. Bir anda babamın ayrılık hasretiyle virânelerdeki kuşlara döndüm. Öyle feryâd etmek istedim ki, sesim göklere çıkacaktı. Ben bu hâlde iken o merhamet membâı mübârek hocam geldi. Benden o üzüntü ve elemi aldı. Ben de kalkıp kendi kendime; ‘Şimdi ayıptır, sabredeyim. Hocam gittikten sonra nasıl ağlayacağımı ben bilirim’ dedim. Mübârek hocamız herkese selâm verip, garîb oğlu Derviş Osman Efendinin başı ucunda oturdu. Ruhuna bir Fâtiha okuyup, sevâbını bağışladı ve murâkabeye daldı. Ben hocamın karşısında, babamın da ayak ucunda idim. Hocamız oradan ayrıldıktan sonra babamın yüzünü açıp baktım. Güler gibi bir hâli vardı. Yüzü nûrlu, bedeni sıcak ve yumuşak idi. Sanki uyuyordu. Cenâze namazına çevre köyler ve bütün Siirt halkı geldi. Namazını hocamız kıldırdı. Onun vefâtına benden başka herkes üzüldü. Âlemin babası olan hocamız, bu yetimine şefkat edip iltifât eylediğinden, merhum babamdan sonra onun hizmetleri bize mîras kaldı. Mübârek hocam, bu bozuk huyluyu nice hikmet şurupları ile terbiye eyledi. Kalb hastalıklarından beni kurtardıktan sonra, kendi muhabbeti ile yaktı. Böylece bende, ahiret hâllerinde yakîn hâsıl oldu. Tevekkül etme, dert ve belâlara, ibâdete ısrarla devâm etmeye tahammül, her işe rızâ gösterme hâli hâsıl oldu. Pek kıymetli, lezîz nîmetler ihsân edildi. Hepsinden daha evlâsı ve kıymetlisi ise, Allah'(c.c)ın zâtında ve sıfatlarında bilgi sâhibi olmaya, mârifetullaha kavuştum.”

İbrâhim Hakkı hazretleri, babasının vefâtından sonra hocasının emriyle Erzurum'a gitti. Amcalarının da teşvikleriyle burada sekiz sene daha ilim tahsîl etti. Buradaki tahsîlini bitirdiğinde gönlü, hocası İsmâil Fakîrullah hazretlerinin ateşiyle yanıyordu. H.1141 / M.1728 senesinde yirmi beş yaşlarında iken tekrar Tillo'ya gitti. Burada hocasının H.1147 / M.1734 senesinde vefâtına kadar hizmetiyle şereflendi. Sonra Erzurum'a döndü. Küçük yaşta ayrıldığı Hasankale'ye gedip yerleşti. Burada evlendikten sonra İstanbul'a gitti. Sultan Mahmûd Han ile görüştü ve saray kütüphânesinde çalışmalar yaptı. Bir sene sonra da talebe yetiştirmek üzere Erzurum’daki Abdurrahmân Gâzi Zâviyesine tâyin edilerek Erzurum'a geldi. Bundan sonra talebe yetiştirmek için uzun ve yorucu bir çalışmaya girdi. Bu dönemde hanımı Firdevs Hâtun'dan, İsmâil Fehim ve Ahmed Naîmî isminde iki oğlu dünyâya geldi. H.1168 / M.1755 senesinde tekrar İstanbul'a gitti. Sarayda, dîvân kâtibi Ali Efendi başta olmak üzere, pek çok kimselerle dost oldu. Sultan Üçüncü Mustafa Han zamânında da Abdurrahmân Gâzî zâviyesinin berâtı yenilenerek buradaki eğitim hizmetine devam etti.

İbrâhim Hakkı hazretleri, H.1177 / M.1763 senesinde, hâtıralara bağlılığı ve vefâ duygusunun çokluğundan, hocasının memleketi olan Tillo'ya ziyarete gitti. İsmâil Fakîrullah hazretlerinin kızı Fâtıma Hâtunla evlenerek orada kaldı. Eğitim vermeye burada da devâm eden İbrâhim Hakkı hazretleri bir sene sonra hacca gitti. Tillo'ya dönüşünde tekrar talebe okutmaya devam etti.

H.1192 / M.1778 senesinde ömrünün sonlarına yaklaşan İbrâhim Hakkı, vasiyetnâmesini yazdı. Sık sık hastalanması sebebiyle bizzat kendisi kitap yazmak için uğraşamıyordu. Ancak yazdırmak sûretiyle kalan ömrünü bereketlendirmek istiyordu. Bu sebeple oğullarının kâtib olarak yardım etmelerini istedi. Kendisi söyleyip oğulları yazdılar. Nihâyet H. 19 Cemâziyelahir 1194 / M. 22 Haziran 1780 târihinde bir Perşembe günü vefât etti. Tillo'da, hocası İsmâil Fakîrullah hazretlerinin kabrine komşu olacak şekilde defnedildi. Hayâtını ilim öğrenmek, öğretmek ve kitap yazmakla geçiren İbrâhim Hakkı hazretleri vefât ettiğinde hayatta olan, iki oğlu ve iki kızı vardı. Bunlardan oğulları, İsmâil Fehim ve Muhammed Şâkir'di. Babasının nesli Muhammed Şâkir’le devam etmiştir. Kızları Şemsî Âişe ile Hanîfe Hâtun'du.