1 Rebi'ül-ahir 1439 | 19 Aralık 2017 Salı

CANLI DİNLECANLI DİNLE

Güncel

Ana Sayfa Haber Güncel

Mevlîd-i Şerîf ve Peygamberimiz’in Zarafeti

Son Güncelleme: 7 ARALIK 2017 - TSİ 11:02

İlim, fikir ve gönül önderi Prof. Dr. M. Es’ad Coşan Hocaefendi’nin Kadın ve Aile dergisi için kaleme aldığı Başmakaleler-2 adlı eserinde yer alan “Mevlîd-i Şerîf Kandili” ve Peygamberimiz’in Muhteşem Zarafeti” başlıklı başyazılarını, Mevlid Kandili münasebetiyle istifadenize sunuyoruz.

Olgun ve arif müslümanlar çok iyi bilirler ki Resûlullah ve Habibullah olan Muhammed-i Mustafâ Efendimiz’i derinden ve içten sevmek, İslâm’ın özü, aslı ve temelidir. Bunu kavrayamamış, kalbi aşk-ı Muhammedî ile yanıp tutuşup nurlanmamış bir kişi gerçek mü’min değildir. O, peygamberlerin en üstünü ve en güzelidir, insanlığın baş tacıdır, iki cihan serveridir, Allah’ın âlemlere rahmetidir. Gönüllerin sultanı ve tabibi, günahkâr mü’minlerin şefaat ümididir.

Cümle cihanın dindar halkları, eğer Yaradan yüce Mevlâ’yı seviyor iddiasında samimi iseler, Ohak habibi, gerçek elçisi Muhammed’e ittiba ve iktida eylemelidirler; çünkü o son peygamberdir, âhir zaman nebisidir. Hz. İbrahim’in duası, Hz. İsa’nın müjdesidir. Her peygamber hâl-i hayâtlarında kendi ümmetlerine, eğer onun zamanına yetişirlerse ona iman edip bağlanmalarını vasiyet eylemişlerdir. Her gerçek kutsal kitapta onun medh ü senâsı vardır. Binâenaleyh, mesela hem budistler, hem yahudiler, hem hıristiyanlar –dinlerinin icabı ve kendi peygamberlerinin vasiyeti gereği– Peygamberimiz Hz. Ahmed ü Mahmûd ü Muhammed’e iman etmeli ve tâbi olmalıdırlar. Bunu kendi rahip ve din adamları da bilirler. Onun için büyük vebal ve sorumluluk altındadırlar. İman ederlerse hem kendilerini hem de mensup ve müntesiplerinin sevaplarını kazanacaklarından mükâfatları kat kat fazla olacak; aksine inat, taassup ve temerrüd gösterirler, gerçekleri gizlerler ve inkâr ederlerse, azapları çok şedit ve müthiş olacaktır.

Bizden ikaz ve ihtar etmek, tebliğ ve teklif eylemek; onlardan itaat ve icabet!.. Hangi yolu seçeceklerini kendileri bilir.

Çocuklarımızı Resûlullah sevgisi üzere yetiştirmek, bize dinimizin çok mühim bir emridir. Onlara imanı, İslâm’ı, Kur’ân-ı Kerîm’i ve Sünnet-i seniye-i nebeviyeyi çok iyi öğretmemiz ve benimsetmemiz lazım geliyor. Sünnetin zıddı, aksi, tersi ‘bidat’tir. Bidat dinde felakettir, Efendimiz;

“Her bidat dalalettir (sapıklıktır), her dalalet ve onu çıkaran kişi cehennemliktir.”101 buyurmuştur.

Çok uyanık olmak, çok iyi yetişmek, Kur’an ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak ve çok çalışmak zorundayız.

Elhamdülillah dinimiz haktır, başka batıl veya muharref dinlere benzemez. İslâm’ı diğer yalan yanlış, iptidaî ve ilkel inançlarla bir kefeye koymak çok büyük bir yanılgı, çok müthiş bir cehalet ve dalalet, hatta hıyanettir. Bu gibilere misallerle İslâm’ın emsalsiz üstünlüğünü, harika sağlamlığını, hayran edici mükemmelliğini, çağdaşlığını, çağlar üstülüğünü, evrenselliğini anlatmalı ve göstermeliyiz.

Süper güçlü ama batıl inançlı, iğrenç ahlâklı, iki yüzlü, hunhar ve gaddar devletler, Mekke-i Mükerrememizi hedef almış, İslâm dinini hasım edinmiş, binbir hile ve desise ile müslümanlara zarar vermeye, hatta onları yok etmeye yönelmiş iken bizim de yapacağımız en doğru iş Allah’a dayanmak, Resûlullah sevgisine sarılmak, topyekûn seferberlik ilan etmek ve var gücümüzle gece gündüz çalışmak, fî sebîlillâh cihat etmektir. Mevlâ muînimiz, tevfîk refîkimiz olsun...

Bendeniz, cümlenizin Mevlid kandilinizi candan kutlar, hepinizin rızâ-yı Bârî’ye ve şefaat-i Peygamberî’ye vasıl ve nail olmanızı, iki cihan saadetine ermenizi; daha nice nice mübarek gün ve geceleri devlet ve izzetle, sıhhat ve afiyetle idrak buyurmanızı Cenâb-ı Hak’tan temenni ve niyaz eylerim, aziz ve sevgili okuyucularım!

( Temmuz 1996, Kadın ve Aile dergisi Başmakaleleri)

 

Peygamberimiz’in Muhteşem Zarafeti

Peygamber Efendimiz’in (sas.) zevce-i mükerremesi ve mü’minlerin annesi olan Hz. Âişe’den, şöyle buyurduğu naklediliyor:

“Ben, vakarlı görünümü, sevimli hal ve tavrı ve sekinetli edâsı bakımından, Resûlullah’a kızı Hz. Fâtıma’dan (kerremallâhu vechehâ) daha çok benzeyen bir kimse görmedim.

Fâtıma Resûlullah’ın yanına girdiğinde Resûlullah ayağa kalkıp karşılar, kızının elinden tutar, (alnından) öper ve kendisinin oturmakta olduğu yere onu oturturdu.

mukabil Resûlullah da kızı Fâtıma’nın yanına vardığında, Hz. Fâtıma onu ayağa kalkıp karşılar, elinden tutar, (mübarek yüzünden) öper ve kendi oturduğu yere onu oturturdu.”1

Bu rivayette, Peygamber Efendimiz’in evlatlara verdiği müstesna değer ve gösterdiği fevkalade itibar, –bir nezaket abidesi, bir zarafet şahikası ve şaşaalı bir âdâb-ı muâşeret örneği olarak– bütün nuraniyet ve ihtişamiyle gözlerimizin önüne seriliyor. Şu emsalsiz sevgi, saygı ve şefkat sahnesi karşısında duygulanmamak, heyecanlanmamak elde değil!

Düşünülsün ki yüceler yücesi bir Hak elçisi, Allah’ın en sevgili kulu, insanların başı tacı bir lider, hükümdarların bile sadık bendesi olduğu bir server, evvelîn ve âhirînin efendisi, ins ü cinnin peygamberi bir ulu zât, hiç de mecbur olmadığı halde; aslında ne yönden bakılsa kendisine hürmet etmeye mecbur bir küçüğü için tevazuyla ayağa kalkıyor, muhabbetle el tutarak gönül alıyor, alın öpüyor ve ikram olsun diye de kendi oturduğu yere onu oturtuyor...

Ve en önemlisi bu asil davranış, kız çocuklarından utanç duyan; çocuk sevmeyi, öpüp okşamayı yadırgayan, hatta zavallı masum kızları diri diri toprağa gömmekten titremeyen, gaddar, kaba ve katı insanların yaşadığı medeniyetten uzak bir muhitte cereyan ediyor.

İşte İslâm’ın başarısının büyüklüğü, işte Resûlullah’ın yüce şahsiyeti ve asaleti!

Salât ü selâm sana ey insanların en şereflisi, en edeplisi, en kibarı ve en zarifi! Çağlar boyu hor görülen, ezilen kadın cinsine paye veren, himaye eden Sen’sin; onlara iyi davranmayı erkeklere Sen öğütledin, modern çağlardan çok çok evvel, onların hukukunu milletlere Sen öğrettin...

(Mayıs 1985, Kadın ve Aile dergisi Başmakaleleri)